Baraj projesi, Hasankeyf'in tarih mirasını ve yöre halkını tehdit ediyor
Yıllardır dile getirilen endişeler ve yapılan protestolardan sonra, Hasankeyf halkı, Ilısu Barajı'nın suları altında kalma tehlikesi nedeniyle sonunda gerçekten evlerini terketmek zorunda kalabilir.
SES Türkiye için İstanbul’dan Anna Wood’un haberi – 25/04/12
Hasankeyfliler, istilalara hiç de yabancı bir halk değil; zira Dicle Nehri kıyısında kurulu, Batman'a bağlı bu antik kent, tarih boyunca Romalılar, Bizanslılar, Eyyubiler, Moğollar ve Osmanlıların egemenliği altına girmiş.
-
Hasankeyf ilçesi ve buradaki kültürel varlıklar, Ilısu Barajı'nın suları yüzünden tamamen sular altında kalabilir. [Anna Wood/SES Türkiye]
İlgili Makaleler
Hasankeyf'in bugün karşı karşıya olduğu tehdit ise, işgalci bir ordu değil, yapımı devam eden Ilısu Barajı'nın suları. İlçenin, baraj nedeniyle tamamen sular altında kalma riski söz konusu.
Güneydoğu Anadolu'nun büyük bölümünde olduğu üzere, Hasankeyf de Kürtler, Araplar, Türkler ve Süryanilerden oluşan bir nüfus mozaiğine sahip. Yüzyıllar boyu camilere ve kiliselere ev sahipliği yapan antik mağaralar, gösterişli mezarlar ve hisar kalıntıları günümüzde hâlâ ayakta. Kimi arkeologlara göre bölgede yerleşimin tarihçesi yaklaşık 10 bin yıl öncesine dayanıyor.
Bölgenin korunmasına ilişkin kaygılarını SES Türkiye ile paylaşan çevreci Defne Akman, “Hasankeyf'i tarih mirası bakımından Machu Picchu ile kıyaslamak mümkün,” diyor.
Şayet Ilısu Barajı'na ilişkin planlar onaylanırsa, ilçede yaşayan yaklaşık 50 bin kişi burayı terketmek zorunda kalırken, binlerce yıllık tarih de sulara gömülecek.
Konuyla ilgili düşüncelerini aldığımız Hasankeyfli tur rehberi İdris Kartal ise, baraj projesinin yakında gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, fakat bölgeye yönelik kalkınma planlarının aslında uzun yıllardır korku ve endişe yarattığını belirtiyor.
"Benim ninem 100 yaşında iken vefat etti ve bana şunu söylemişti ben daha çok küçükken: 'Oğlum biz daha kale bölgesinde mağaralarda yaşarken bu baraj konusu vardı.'" sözleriyle anlatıyor Kartal geçmişten beri süren bu kaygıları.
Ona göre, bölgeyi belirsizliğe sürükleyen ve gençleri daha iyi imkanların arayışına girerek Hasankeyf'i terketmeye iten şey de onlarca yıldır devam eden bu endişeler olmuş.
Yöre halkının baraj tamamlandıktan sonra yerleştirilmesi için inşa edilmekte olan sosyal konutlar, Hasankeyf'in kurtulması için pek bir umut kalmadığını gösteriyor, diye düşünen Kartal şöyle devam ediyor:
"Barajın engellenmesine dönük hiç kimse tarafından bir şey yapılmadı Hasankeyf için. Hasankeyf her zaman siyasiler için bir rant yeri olmuştur ve bundan en fazla zarar gören de yöre halkı olmuştur."
İdris Kartal ve diğer ilçe sakinleri, yaşamlarının ve evlerinin kaderlerine terk edildiğini düşünüyor; ancak hikayenin tek olumsuz yanı bu da değil.
Greenpeace Akdeniz örgütü, nükleer enerji ve petrol sorunlarına öncelik vererek, bölgedeki hidroelektrik santrali çalışmalarını üçüncü derece sorun kategorisinde değerlendiriyor.
SES Türkiye'ye açıklamalarda bulunan Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi, "Bu konuda çalışmamız yok, ancak pozisyonumuz var," derken, örgütün, hidroelektrik santrali çalışmalarına karşı verilen yerel mücadeleleri ideolojik olarak desteklediğini ifade ediyor.
Öte yandan baraj inşaatına karşı çok daha etkin bir şekilde savaşan Doğa Derneği ise, uzun yıllardır Hasankeyf ve Anadolu'daki diğer hassas alanların korunması için mücadele ediyor.
Derneğin Hasankeyf kampanyasının koordinatörlüğünü yürüten Dicle Tuba Kılıç, İdris Kartal'ın dile getirdiği endişelerin aksine, bölgeyi kurtarmak için hâlâ zaman olduğunun vurguluyor.
"Doğa Derneği'nde yürüttüğümüz mücadele aynı heyecan ve inançla devam ediyor", diyen Kılıç, yıllar sürse bile Ilısu Baraj projesini durduracaklarını söylüyor.
Baraj tamamlansa bile, bu defa kapatılması için mücadeleye devam edeceklerini de ekliyor kampanya koordinatörü.
Ilısu Barajı ve bölge üzerindeki olası etkileri, Türkiye'deki kaynak yönetimi sorununun sadece bir ayağını teşkil etmekte, ki Doğa Derneği de yıllardır bu yönetim sorununun çözümü için çabalıyor.
Kılıç, sorunun özünü şöyle açıklıyor: "Türkiye'nin biyolojik zenginliğini yok eden en önemli tehdit başta barajlar olmak üzere su rejimine yapılan müdahaleler. Büyük barajlar en verimli toprakları yok ediyor, nehirlerin oksijen ve besin taşımasını engelleyerek tarım alanlarına giden suyun kalitesini düşürüyor, su döngüsünü ve iklimi bozarak da yaşam kalitemizi düşürüyor."
Doğal hayatın korunmasını isteyen eylemciler, barajın çevreye vereceği zararın altını çizerken, yöre halkı da kendilerine özgü yaşam biçiminin yok olacağı korkusu taşıyor.
İdris Kartal'ın sözleri bu kaygılara tercüman oluyor: "En acısı da şudur ki burada bir kültür, bir dil yok olmak üzeredir. Yöre halkının konuştuğu Arapça lehçesinin ve gelenek göreneklerin barajla beraber yok olmasından endişeleniyorum."

























SES Türkiye'de yayınlanan haberlerle ilgili yorumlarınızı göndermekten çekinmeyin
Bu forumu, Güneydoğu Avrupa'daki diğer okurlarımızla etkileşime girmek için kullanmanızı umuyoruz. Bu deneyimi ilginç kılmak için, sizlerden yorum politikasında belirtilmiş olan kurallara uymanızı rica ediyoruz. Yorumlarınızı göndermekle, bu kuralları kabul etmiş sayılırsınız. SES Türkiye, hassas konular da dahil olmak üzere bütün konularda tartışmayı teşvik etmekle birlikte, burada yayınlanan yorumlar sadece gönderen kişilerin görüşleridir. SES Türkiye, bu yorumlarda dile getirilen fikirleri, görüşleri veya düşünceleri onaylamak veya bunlara katılmak zorunda değildir. SES Türkiye yapıcı tartışmayı teşvik etmekle birlikte, kopyalanıp yapıştırılmış materyaller, yazısız bağlantılar veya tek satırlık sloganların kullanımından kaçınılmasını teşvik etmektedir. Mesajlarınız Forum Moderatörü tarafından kontrol edilmektedir. İstismarcı, saldırgan bulunan veya küfür içeren yorumlar yayınlanmayacaktır.
SES Türkiye'nin Yorum Politikası